Haysiyetsiz hayat sürme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu madde 163’te düzenlenmiş özel bir boşanma sebebidir. Aynı zaman da yine aynı kanunda nisbi boşanma sebepleri  arasında sayılmıştır. 

TMK Md. 163’te düzenlendiği üzere Haysiyetsiz hayat sürme;  içinde bulunduğu toplum yapısının namus, şeref, haysiyet kavramlarıyla bağdaşmayacak biçimde devamlı olarak yaşam sürmektir. 

O halde haysiyetsiz hayat sürmenin koşullarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Haysiyetsiz hayat gerçekleşmelidir. 
  2. Haysiyetsiz hayat sürekli olmalıdır. 
  3. Haysiyetsiz hayat süren taraf kusurlu olmalıdır. 
  4. Haysiyetsiz hayat sebebiyle ortak yaşam çekilmez hale gelmiş olmalıdır.
  5. Haysiyetsiz hayat evlendikten sonra gerçekleşmelidir. 

İlk olarak üzerinde duracağımız nokta, haysiyetsiz hayat kavramı ve bu hayatı takdir edecek kişi.  İçinde yaşadıkları toplumun örf adet kuralları, toplum yapısı ve toplumun dinamikleriyle bağdaşmayacak toplum tarafından yapıldığında hoş karşılanmayacak davranışlar olarak tanımlayabiliriz. Evlilik birliği içerisinde yaşanan hangi olayların haysiyetsiz yaşam sürme kabul edileceğini takdir edecek kişi ise aile mahkemesi hakimidir. 

Yargıtay’ın bu konuya ilişkin ölçütleri şu şekilde;  yapılan davranış ve fiillerin onur kırıcı, görenler üzerinde olumsuz etki bırakacak, herkes tarafından hoş kabul edilmeyecek nitelikte olması gerekmektedir. 

Haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle boşanma davasında aile mahkemesi kararını gerekçeli oluşturmak zorundadır. “Anayasa Md. 141/3’e göre Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” 

Bir diğer kriter ise haysiyetsiz hayatın sürekli olmasıdır. Bir kez yapılan haysiyetsiz bir eylem boşanma sebebi olmaz. Davalı tarafından haysiyetsiz hayatın yaşam biçimine dönüştürülmesi ve devamlılık arz etmesi gerekmektedir. 

Haysiyetsiz hayat süren kusurlu olmalıdır. Yani haysiyetsiz hayat bir tercihin sonucu olmalıdır. Kişinin bu yönde bir iradesi ve devamlılık arz eden kast unsurlu hareketleri olması gerekmektedir. 

Haysiyetsiz hayat sebebiyle ortak hayatın çekilmez bir hal alması gerekmektedir.  Davacıdan haysiyetsiz hayat üren eş ile birlikte ortak hayatı sürdürmesi beklenemeyecek olması gerekmektedir. Aksi halde boşanma davası reddedilir. Çekilmezlik şartının gerçekleşip gerçekleşmediğini hakim takdir edecektir. 

Son olarak da haysiyetsiz hayat evlendikten sonra gerçekleşmelidir. Önem arz eden konu eşin evlenirken haysiyetsiz yaşantıyı biliyor oluşu değil evlendikten sonra haysiyetsiz hayat sürmenin diğer eş için ortak yaşamı çekilmez hale getirmesidir. Evlenmeden önce sürülen haysiyetsiz yaşam evlenme ile birlikte terk edildiyse o eşe karşı haysiyetsiz yaşam sürme sebebiyle boşanma davası açılamaz. 

Açılacak davada herhangi bir süre ve zamanaşımı süresi yoktur. İddia edilen olayların ispat yükü ise davacıya yani iddia edene aittir. Bu dava sonucu velayet haysiyetsiz hayat süren eşte ise ondan alınır ve karşı tarafa verilir. Çünkü haysiyetsiz hayat ile müşterek çocuğunun güvenliğinin bağdaşmayacağı bir gerçektir. 

Haysiyetsiz yaşam sürme sebebi bir özel ve nisbi bir boşanma sebebidir. Davayı açacak taraf aynı zamanda genel boşanma sebebine dayalı olarak da davayı açabilir. Eğer haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle dava açılmış ise dosya kapsamındaki deliller bu yönde değerlendirilir. Haysiyetsiz hayat sürme sebebiyle açılan davada delillere dayanarak evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanma kararı verilemez. Bu Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere bozma sebebidir. Lakin her iki sebep dayanılarak terditli bir şekilde dava açılabilir. Veyahut HMK Md.180 uyarınca damanın tamamen ıslahı istenebilir.