Av. FATMA BULUT
Ülkemizde de diğer toplum ve kültürlerde olduğu gibi arabuluculuk yeni bir kavram değildir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde tarafları barıştırmak için arabulma yöntemlerine başvurulmuştur. Ancak arabuluculuğun kurumsallaştırılması ve düzenlenmesi Türk hukukunda 2012 yılında yapılmıştır. 22.06.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak, 1 yıl sonra yani 22.06.2013 tarihinde 6325 Sayılı “ Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu” yürürlüğe girmiştir. Bu kanuna ek olarak 26.01.2013 tarihinde Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği yayınlanmıştır. Arabuluculuk hukukumuzda yargılama, tahkim ve diğer uyuşmazlık çözüm yöntemleri gibi adalete erişim araçlarından biri olarak kabul edilir. Adalete erişim temelleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2,5,9,10,36,141/4 v4 Hmk’nın 77. Maddesinde yer almaktadır. Arabuluculuğun, kanunla düzenlenmesi kanun koyucu tarafından arabuluculuğa erişim araçlarından biri olarak kabul edildiğinin en açık göstergesidir.
6325 Sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu Madde 2/b’ye göre “Arabuluculuk: Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi” olarak tanımlanmıştır.
Bu tanım çerçevesinde arabuluculuk, bir uyuşmazlık çıkması durumunda sistematik tekniklerin kullanılmasıyla tarafların bir araya getirilmesini, tarafların kendi çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlayan ve uzmanlık eğitimi almış tarafsız ve bağımsız 3. kişinin bulunduğu ihtiyari bir çözüm yöntemidir. Kural olarak ihtiyari bir yol olmakla birlikte 12.10.2017 tarihli, 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvuru zorunlu hale getirilmiştir.
Mevzuatımız açısından bakıldığında Arabuluculuğun sona erme halleri 6325 Sayılı Kanunun 17. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre arabuluculuk faaliyeti 5 şekilde sona erer. Bunlar:
- Tarafların anlaşmaya varması.
- Taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi.
- Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi.
- Tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi.
- (Değişik: 12/10/2017-7036/23 md.) Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının tespit edilmesi.
Arabuluculuk faaliyetinin yukarıdaki hallerden birisiyle sona ermesi sonrasında tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığı tutanakla tespit edilir. Arabulucu tarafından düzenlenen bu tutanak arabulucu, taraflar veya tarafların vekilleri ya da kanuni temsilcileri tarafından imzalanır. Eğer taraflar veya vekilleri ya da kanuni temsilcileri tutanağı imzalamaktan imtina ederse arabulucu tarafından sebebi belirtilerek tutanak arabulucu tarafından imzalanır.
Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa, faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına taraflar karar verir. Arabulucu, bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapar. ( HUAK Madde 17/3 ) Taraflar, tüm hususların ayrıntılı olarak yazılmasını istemeyebilir veya ayrıntılı bir biçimde içeriğin belirlenmesini isteyebilirler.
Arabuluculuk faaliyeti tarafların anlaşması ile sona ermiş ise anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi halinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır.